Sizlere “Bu kalemin olmadığını bana kanıtlayabilir misin?” diye sorsam, ne cevap verirdiniz?
-Yok, kardeşim yok. Vallaha yok billaha yok. Yok işte yok yok yok yok!
Gibi bir cevap alırdım muhtemelen. Ya da buna benzer bir şeyler. Hatta aranızdan birisi çıkıp “Sen bize burada bir kalem olduğunu kanıtla?” bile diyebilirdi. Açıkçası, bu yanlış olmazdı. Peki, sizce bunun cevabı ne?
Açıkçası gerçekten cevabın ne olduğunu bilmek zor. Neticede herkes farklı bir bakış açısıyla bakar. Ancak şu şekilde bir cevap versek yanlış olmaz:
Bir kalemden “bu” diye bahsettiğine göre ya kalem vardır, ya da geçmişte olmuştur. Neticede olmayan bir kaleme “bu” demek, olmayan bir şeye “bu” demek, ya bir delinin işidir, ya da imkansızdır. Bu diye nitelendireceğiniz bir şey, mutlaka gözle görülebilir olmalıdır.
Tabii istisnalar olur. Ben size “Bu meleğin olmadığını bana kanıtla?” deseydim, böyle bir durumda gözle görülür bir nesneyi söylememiş olurdum. Dolayısıyla, sizler de isteseniz de kanıtlayamazdınız.
Yukarıdaki örnekte olduğu gibi, aslında hayatta da karşımıza çıkan pek çok çözülmesi güç gibi gözüken problemler, aslında oldukça basit çözümlere sahip. İnsanlar, her zaman aynı açıdan, aynı çerçeveden, aynı perspektifden bakarlarsa, asla bir çözüm yoluna kavuşamazlar. Bazen mantık, tüm olayların olmasa da kimi olayların çözümünde büyük rol oynar. Sizler, aynı açıdan bakarsanız sizlere her şey güç gelir, olay sadece bu.
“Eğer bakış açını değiştirirsen başta önemsiz gibi görünen şeyler bile büyük birer ipucu haline dönüşebilir.” -Sherlock Holmes-
Yani sözüm şu ki, aslında hayatta bazı değişiklikler yaparak büyük farklar yaratabilirsiniz.
“Bu Ali. Kendisi Lise’ye gidiyor. Yıllardır kendisinin Matematik konusunda iyi olduğunu düşündüğü için diğer derslere pek çalışmamış. O yüzden Sayısal alanda çok iyi olmasına rağmen Sözel alanda hiç iyi değil. Bir gün Matematiği bırakıp Türkçe çalışmaya karar veriyor. Ve Türkçe’yi, Matematik’ten daha iyi yaptığını farkediyor. O günden sonra da hep Sözel alanda başarılı oluyor, Sayısal alanda olduğundan çok daha iyi yerlere geliyor.”
Bu öykü, kimilerinize saçma gelse de, aslında hepimiz hayatta böyle bazı hatalara düşebiliyoruz. Sırf öyle inandığımız için, ya da öyle hissettiğimiz/hissetirdiği için, düştüğümüz o kadar çok hata var ki…
Bunlardan biri termostatlar. Bildiğiniz üzere termostatlar sıcaklığı ayarlamak için kullanılıyor. Ancak bu termostatlar’ın bir çoğu, hiç bir işe yaramıyor. Siz, odanın ısındığını/soğuduğunu hissettiğiniz için, sizlere öyle geliyor.
Ya da alarmlar? Hepsi sabah erken kalkmanız için programlanmış, ancak siz zaten alarm kurarken erken kalkacağınızın bilincinde oluyorsunuz, ve alarm sizin bilinçaltınıza işliyor. Eğer uykunuzu aşırı geciktirmeyen veya çok erken yatan birisi değilseniz, sizler alarm kurmadan da erkenden kalkabilirsiniz. Sadece beyninize kabul ettirmeniz yeterli. Ondan sonrası önemli değil.
Peki, bakış açımızı nasıl değiştirebiliriz?
1- Tekdüze insanlardan sıyrılın.
Hepimizin hayatında tekdüze, sıradan, hep aynı insanlar vardır. Bu insanlar, eğer sizin arkadaş çevrenizin tamamını kapsıyorsa, bunlardan birkaçından kurtulun. Hep aynı insanlar, sizin hayata bakış açınızı köreltir.
“Hepimiz aynı renk olursak gökkuşağımız olmaz.” -Şanışer-
2-Farklılıklara fırsat tanıyın.
Hayatınızda size çok nefret edilesi gelen, ya da nefret ettiğiniz insanlar mutlaka vardır. Bu insanlara biraz fırsat tanıyın. Belki de dışarıdan soğuk görünen birisi, içeriden çok samimi olabilir. Ancak sizlere zarar veren dostluklar ASLA kurmayın. Her nefret ettiğiniz insan ile aranızda bir şey yoktur. Olanlar ile dostluk kurmayın zaten. Ancak çeşitli sebeplerden dolayı nefret ettiğiniz insanlar (kişilik özellikleri, itici oluşu, kıskançlık vb.) ile konuşmanız her zaman olmasa da zaman zaman sizlere yardımcı olacaktır. Bu riski almazsanız hep aynı kişilerle konuşmak zorunda kalırsınız.
“Eğer beklersen, sadece ayağına gelen şeyi alırsın. Eğer harekete geçersen, istediğin her şeyi.”
3-Çok sıcakkanlı, saf, mutlu davranmayın.
Sıcakkanlı ve mutlu insanları kim sevmez ki? Diye düşünmeyin. Herkes ile sıcakkanlı ve saf davranırsanız, insanlar sizleri istedikleri yöne çeker. Ve siz de istediğiniz gibi davranamazsınız. Hep mutlu olursanız, başınıza çok kötü bir olay geldiğinde, hiç düzelmeyecekmiş gibi gözüken bir olay geldiğinde, çok büyük hasar yersiniz. (Her şeye “Nasipte varmış, ben yine mutlu olayım” diyemezsiniz, eğer derseniz, bu size pek çok şey kazandırır, ancak aynı zamanda sizi yıpratır, hassaslaştırır. Bu da insanlara karşı bakış açınızda olumsuz bir rol oynar.) Ne çok sıcakkanlı, saf, mutlu olun, ne de az. Azı karar, çoğu zarar.
4-Herkesi “arkadaş” olarak görmeyin.
Her ne kadar yukarıda bahsettiğim gibi insanlara fırsat vermek gerekse de, bazı insanlar dışarıdan çok iyi gözükseler bile içeriden sizi yıpratabilir. Ancak bunu bazen farkedemeyebilirsiniz. Eğer arkadaş olarak göreceğiniz kişi daha önceden birisi ile arkadaş olduysa ve o kişi yıprandıysa, zaten sizin de yıpranmanız muhtemeldir. Ya da kişilik özellikleriniz birbirine uymuyorsa. Ancak dostane gördüğünüz kişinin daha önce başka birisine karşı tavrını görmediyseniz, ve kendisini çok tanımıyorsanız, maalesef kendinizi riske atmanız gerekebilir. Belki iyi çıkar, belki kötü.
5-Kötümser insanlara hayatınızda çok yer vermeyin.
Kötümser insanları hayatınızdan silin demiyorum, çünkü silerseniz yukarıda da bahsettiğim gibi kurtulamayacağınız veya kurtulmanızın çok zor olduğu bir sorunla karşılaşınca her zaman hafif atlatamayabilirsiniz. İşte bu insanlardan da hayatta çok bulundurmamak lazım, çok da kötümser olmamak lazım. (Tamam, dürüst olayım. Ben de biraz kötümserim.)
Vee bu kadar! Yukarıda bahsettiğim 5 maddeye ek olarak sizin de yapmanız gereken bazı şeyler var. Ancak en önemlisi dikkatli olun, tedbiri elden bırakmayın, risk alın, vazgeçmeyin, fakat en mühimi, beklemeyin. Hemen harekete geçin!
Unutmayın, hayatınız bitene kadar, başlamak için henüz çok geç değil.
Haftada bir post atıyordum, ancak 16 gün boyunca bir şey yazmayınca bir telafi postu atayım dedim.
BeğenBeğen