Bu sayfa bana ait olduğuma göre, istediğim içeriği de üretebilirim değil mi? Ancak daha geçen gün sosyal medya konusunu işlemiştim. Bir daha işlemişim, aranızdan birisi de sıkıcı demiş. E haklı! Ben de bugün farklı bir şey yapmaya karar verdim. Bugün bir oyun eleştirisi yapacağım. Oyunumuzun adı :
UNDERTALE
Oyunumuzun hikayesi kısaca şu şekilde:
Zamanın birinde, insanlar ve canavarlar bir savaşa girer. Uzun süren çatışmaların ardından kazananlar insanlar olur. Savaşı kazanan insanlar, canavarları bir büyüyle yer altına hapseder. Oyunumuzun baş karakteri olan Frisk, 201X tarihinde bir dağa çıkar. Bu dağın adı Ebott Dağı’dır. Efsane’ye göre bu dağa çıkan bir daha geri dönemiyormuş. Frisk de bu dağda bir çukura düşer. Aslında bu çukur, canavarların dünyasına açılan bir kapıdır. (x her türlü rakam olabilir, hikayede x diye geçiyor)
Oyunun baş kahramanlarından olan Frisk, yeraltı dünyasına düştükten sonra, kendisini hiç bilmediği bir dünyada bulur. Oyunun ilk başlarında Toriel ile karşılaşır. Toriel ona oyunun işleyişinden bahseder. (Hatta Toriel kelimesi Tutorial’dan geliyormuş.)
Ben de isterseniz biraz oyunun işleyişinden bahsedeyim:
Oyunda biz, küçük bir insanız. Canavarlar dünyasında üç farklı şekilde ilerleyebiliyoruz. Canavarlara iyi davranırsak iyi bir sona, kötü davranırsak kötü bir sona gidiyoruz. Gittiğimiz son, aslında savaş prensibine de bağlı. Savaş prensibine göre karşılaştığımız canavara vurabiliyoruz, onunla konuşabiliyoruz, onu bağışlayabiliyoruz, veya ondan kaçabiliyoruz. Her canavar vurulmadan, öldürülmeden yenilebiliyor. Ancak canavarlar, insanlara pek iyi gözle bakmıyor.
Oyundan bahsettiğime göre, biraz da oyunun eleştirel kısımlarına geleyim.
OLUMLU YÖNLERİ
1-HİKAYESİ
Oyunun hikayesi her ne kadar burada çok basit gözükse de göründüğü kadar basit değil. Yani, aslında oyunun asıl olayı azim. İçimizdeki azim, bizim canavarlara karşı olan tutumumuzu değiştiriyor. Oyundaki checkpoint (kaydetme) noktalarında hep “İçin azimle doldu.” diyor. Yani oyunda ilerlememizi sağlayan temel faktörlerden birisi azim. Aynen gerçek hayatta da böyle.
2-GERÇEKÇİLİĞİ
Gerçekçiliği derken aslında kastetmek istediğim, oyun öyle bildiğiniz oyunlar gibi değil. Oyunun içinde “Bu kadarına da pes” dedirtcek pek çok detay var. Hatta oyunda bizi takip eden bir çiçek var. Adı Flowey. Bu çiçek, oyunun farklı yerlerinde gözüküyor. Ve hatırlıyor. Hem de her şeyi hatırlıyor. Mesela başta bahsettiğim kötü sonu yapmak için Toriel‘i öldürmeniz gerekiyor. Eğer öldürüp oyunu kapatıp açtıktan sonra onu öldürmezseniz, Flowey sizin öldürdüğünüzü hatırlıyor. Ayrıca oyunda bazı karakterler birbiriyle dost. Eğer siz bir karakterin dostunu öldürürseniz, öldürdüğünüz ruh size eninde sonunda intikam olarak geri dönüyor. Kısacası oyunda düz bir mantık yok! Gidebileceğiniz pek çok yer, seçebileceğiniz pek çok seçenek var. Bu durumda:
3-PRENSİBİ
Oyunun prensibi tamamen sizin seçimlerinize bağlı. Yani, her oyunda kişi istediğini yapmak ister. İşte bu oyunda kişi istediği her şeyi yapabiliyor. Pek çok seçenek var. Yani tamamen özgürsünüz!
4-FARKLI EVRENLER
Aslında farklı evrenler dediğim şey, 2 ile tamamiyle aynı şey. Ancak bir farkla.
Şöyle ki siz her oyuna başladığınızda aynı şeylerle karşılaşmıyorsunuz. Karşılaştığınız dünya farklı, yaşadığınız olaylar farklı oluyor. Yaptığınız şeyler değişebiliyor. Yani, aslında her başladığınızda sizin kapınız farklı bir evrene açılıyor. Bu da insanın aklında acaba bir daha oynasaydım ne olurdu? gibi bir soru oluşmasına neden oluyor. Bu yüzden kişi oyunu birden fazla oynadığında sıkılmıyor. Dolayısıyla;
5-SÜRÜKLEYİŞİ
Oyun yukarıda da bahsettiğim nedenlerden dolayı inanılmaz sürükleyici. Oyun temelde 4 farklı yerden oluşuyor. Ama her yerde farklı olaylar yaşıyorsunuz! Üstelik bu yaşadığınız olaylar farklı evrenlere göre (yani başlattığınız her yeni oyuna göre) değişiyor! Oyundaki azim, sizi de etkiliyor ve içgüdüleriniz sizi oyunu oynamaya itiyor.
Fakat oyunun bazı kötü yanları da var.
OLUMSUZ YÖNLERİ
1-GRAFİKLERİ
Oyunun grafikleri bildiğiniz silah oyunlarına falan benzemiyor. Hatta oyun 2D. Kimine göre bu durum eleştiriliyor, kimine göre ise oyunun tarzı bu.
2-KARMAŞIKLIK
Oyunu uzun vadede tamamen kavrayınca bu karmaşıklık sıkıntı olmuyor. Çünkü oyun sürükleyici olduğu için belli bir sürede tüm oyunu kavrıyorsunuz. Ancak kısa vadede oyun biraz karmaşık gözüküyor. Oyuna dair her şey, biraz kafa karıştırıcı.
3-OYUN ÇOK KISA!
Bildiğiniz tüm oyunları unutun! Çünkü bu oyun o bildiğiniz oyunlar kadar sürmüyor! Aslında online oyunların belli bir süresi yok. O yüzden istediğiniz kadar oynayabiliyorsunuz. Ancak bu oyun, 6-8 saat sürüyor! Sonra oyun bitiyor!
4-OYUN OFFLİNE!
Oyunun sürükleyici olduğundan bahsetmiştim, ancak oyun offline olduğu için zaman zaman tek başınıza oynamak çok sıkıcı olabiliyor. Oyun maalesef tek kişilik.
SON OLARAK…
Bana kalırsa bu oyun, çok farklı, eğlenceli bir oyun. Sürükleyici olması, belli bir hikayesi olması, içinde gerçeklik olması, oynamaya yetecek sebepler. Aslında oyunun en güzel tarafı, tüm o hikayeden öte, sizi de yaşamaya iten o manevi güçten içeriyor olması. Yani, içinde AZİM olması.
Kişisel olarak undertale’i hiç sevmem. Sizin gibi genç beyinlere kötü bilinçaltı mesajlar verdiğini düşünüyorum. Bununla beraber oyunu ve size hissettirdiklerini güzel açıklamışsınız. Yalnız bazı tekrar eden veya benzeyen özellikleri bir maddede örnekleyerek, ayrıntılayarak verebilirdiniz. Önceki yazılarınızdan daha çok beğendim. Bir sonraki yazınızda sanal ortam dışında bir konu hakkında yazıp bilgisayar konusuna ara verirseniz sevinirim. Bilgisayarın sizi çokça etkilediğini tahmin edebiliyorum ama diğer konular hakkında yazmak da sizi kendinizi ifade etmeniz açısından iyi hissettirir. Mutlulukla kalın elinize sağlık
BeğenBeğen
Bir sonraki postun konusu ne olsun sizce?
BeğenBeğen
Teşekkürler
BeğenBeğen